Hz. İlyas’ın İzinde: Kayseri’nin Sessiz Tepelerinde
Bazen insan, hayatın ortasında durur ve sadece düşünmeye başlar. Dün gece de öyle oldu; Kayseri’nin rüzgârlı tepelerinden birinde, eski bir kahvehanenin önünde otururken, gökyüzüne bakıp kendi küçük hayatımı düşündüm. İçimde bir heyecan vardı, ama aynı zamanda bir hüzün… Hz. İlyas aklıma geldi. Kim bilir, kaç yıl yaşamıştır diye kendi kendime sordum. Bazen sorular cevapsız kalır ya, işte öyle bir şey bu. Ama düşündükçe, hikâyesini zihnimde canlandırdım.
İlk Karşılaşmam: Hz. İlyas’ın Sessizliği
Çocukluğumdan beri Hz. İlyas’ın adı, büyüklerimizin anlattığı hikâyelerde yankılanırdı. “O, insanlara doğru yolu gösteren bir peygamberdi,” derlerdi. Ama bir gün kendi günlüklerimde düşündüm ki, hayatını ve kaç yıl yaşadığını anlamak için sadece kelimeler yetmez; onu hissetmem gerekir. O an içimde bir boşluk oluştu, ama bu boşlukla birlikte bir merak da vardı.
Hayal kırıklığı hissi gelmeye başladı. İnsanlar genellikle peygamberlerin ölümsüz olduğunu sanıyor, ama ben fark ettim ki, onlar da zamanın içinden geçiyor. Hz. İlyas kaç yıl yaşamıştır, diye düşündüğümde içimde bir heyecan ve merak karışımı vardı. Günlüklerime yazdım: “Belki de asıl önemli olan yaşam süresi değil, bıraktığı izdir.” O an, Kayseri’nin sessiz sokaklarında rüzgâr saçlarımı savururken, kendi küçük hayatımı onun hikâyesiyle karşılaştırdım ve duygularım birden yoğunlaştı.
Bir Gün Batımı ve İçsel Yolculuk
Bir öğleden sonra, şehirden biraz uzaklaştım. Tepeye çıkıp güneşin batışını izledim. Turuncu ve pembe tonları gökyüzünü kaplamış, etraf sessizdi. İçimde bir umut ışığı yandı; Hz. İlyas’ın yaşadığı yılları bir sayfa gibi gözümde canlandırdım. Belki yıllarını tam olarak bilmiyoruz, ama onun insanlara olan sevgisi, sabrı ve adaleti, bana öylesine gerçek geldi ki, zamanın önemi ikinci plana geçti.
O günkü duygum karışıktı. Heyecan vardı, çünkü onun hikâyesini yeniden kendi hayatımın bir parçası gibi hissettim. Aynı zamanda hüzün de vardı; insan bazen çok az şey bilir ve bazı cevaplar asla gelmez. Günlüğüme yazdım: “Hz. İlyas kaç yıl yaşamıştır, bilmiyorum. Ama biliyorum ki her yaşanmış an, bizim için bir ders.” Gözlerim doldu, ama bu sefer buruk bir gözyaşı değildi; bir farkındalık gözyaşıydı.
Gece ve Yıldızlarla Konuşmak
O akşam, evime dönmeden önce Kayseri’nin yüksek bir noktasına çıktım. Yıldızlar o kadar parlaktı ki, onları izlerken zamanın ne kadar kısa, ama bir o kadar da değerli olduğunu hissettim. İçimdeki duygu seli öylesine büyüktü ki, Hz. İlyas’ı düşündüm; belki kaç yıl yaşamış olursa olsun, hikâyesi hâlâ insanlara ilham veriyordu.
Gözlerimi kapattım ve fısıltıyla konuştum: “Hz. İlyas, senin yaşam süren belki bizim ölçemeyeceğimiz kadar uzun veya kısa olabilir. Ama senin sabrın ve cesaretin her yaşa sığdı.” O an, içimde hem bir hayal kırıklığı hem de bir umut vardı. Hayal kırıklığı, çünkü birçok cevabın belirsizliğiyle yüzleşmek zorundaydım. Umut ise, çünkü insanın ruhu, bilgiden daha fazlasını hissedebiliyor.
Geriye Kalan İzler
Hz. İlyas’ın yaşam süresini tam olarak bilemesem de, onun izlerini takip etmek, bana kendi hayatımı değerlendirme fırsatı verdi. Günlüklerimde yazdım: “Belki de en önemli soru, kaç yıl yaşadığımız değil, yaşamımız boyunca ne kadar derin izler bıraktığımızdır.” Kayseri’nin sokaklarında yürürken, her köşe, her taş bana onun hikâyesini hatırlatıyor gibi geldi.
O gün öğrendiğim bir şey var: İnsan, geçmişin izlerini takip ederken kendi duygularını da keşfediyor. Hz. İlyas kaç yıl yaşamıştır sorusu, bana belki de hayatın kendisini sordu. İçimde hem hüzün hem de heyecan vardı; hüzün, cevapsız kalan sorular yüzünden; heyecan ise, onun hikâyesinde kendi yaşamımdan parçalar bulduğum için.
Son Düşünceler
Hayat bazen küçük sahnelerden ibaret gibi gelir. Dün gece, gün batımı ve yıldızlar altında geçirdiğim saatler, Hz. İlyas’ın yaşamının gizemiyle birleşti ve bana çok şey öğretti. Kaç yıl yaşamış olabilir, bilmiyorum. Ama hissettiğim şey net: onun yaşamı, zamanın ötesinde bir etki bırakmış.
Kayseri’de yaşayan 25 yaşındaki bir genç olarak, günlüklerimde hissettiğim her duygu, onun hikâyesiyle yankılanıyor. Heyecan, umut, hayal kırıklığı ve hüzün… Hepsi bir arada. Ve belki de hayatın sırrı, bu duyguların arasında gizlidir. Hz. İlyas’ın yaşamı bize zamanın ölçüsünden daha önemli olanı, yani bıraktığımız etkiyi hatırlatıyor.